Beyin Tümörleri

Beyin tümörleri beynin içinde ya da komşuluğunda yer alan anormal hücre kümeleridir. Bu lezyonlar kafatası içinde bir yer işgal eder ve bu nedenle beyne baskı oluşturarak klinik bulgu veya şikayetlere neden olurlar. Vücudumuzdaki normal hücreler zamanla yaşlanır ve yeni hücrelerle yer değiştirirler. Buna karşın tümör hücreleri kontrolsuz olarak çoğalır ve diğer yaşlı hücreler gibi ölüp ortamdan uzaklaştırılamazlar. Klinik ve deneysel araştırmalar tümörlerin gelişiminde yanlış kodlanan bazı genlerin ve proteinlerin rol oynadığını, yine radyasyon ve kanserojen kimyasallar gibi bazı etkenlerin bu yanlış kodlanmaya neden olabildiğini göstermektedir. Diğer sistemlerde olduğu gibi, beyin tümörlerinin bir kısmında da ailesel geçiş eğilimi görülebilir.

Beyin tümörleri kısaca benign (iyi huylu) ve malign (kötü huylu) olarak iki grupta toplanabilir. Malign tümörler beyinde gelişen kanser olup, benign tümörlere göre çok daha hızlı büyür ve çevre dokuya agresif biçimde yayılma eğilimi gösterirler. Bazı iyi huylu tümörler zaman içinde malign dönüşüm gösterebilirler.

Beyin tümörleri ister iyi ister kötü huylu olsun belli bir boyuta ulaştıktan sonra kafa içinde basınç artışına neden olarak beyni bir tarafa doğru itebilir veya beynin dokusu ya da sinirleri işgal ederek fonksiyon kaybına yol açabilirler. Beynin farklı bölgeleri değişik işlevlerden sorumludur ve bu nedenle tümörün yerleşimine göre birbirinden çok farklı klinik bulgular ortaya çıkabilir.

Başlıca şikayet ve bulgular arasında;

  • Daha önce hiç olmadığı halde hastanın nöbet (sara) geçirmesi,
  • Vücudun bir kısmında duyu veya kuvvet kaybı gelişmesi,
  • Kısa zamanda gelişen görme kaybı, çift görme veya işitme kaybı
  • Hafıza ve davranış bozuklukları,
  • Konuşma bozuklukları, dengesizlik ve yürüme problemleri
  • Hormonal bozukluklar ve buna bağlı klinik semptomlar (erken puberte, el ve ayaklarda büyüme, menstrual siklus bozuklukları, hipertiroidi, kortizol yetmezliği veya fazlalığı…)
  • Baş ağrısı ve birlikte bulantı, kusma sayılabilir.

Gerçekte birçok nörolojik hastalık beyin tümörleri ile benzer şikayet ve bulgulara neden olabilir. Böyle bir durumda ilk yapılması gereken hastanın tam nörolojik muayenesinin yapılmasıdır. Eğer muayene bulguları bir tümör olasılığını düşündürüyorsa hastaya MR (magnetik rezonans görüntüleme) veya bilgisayarlı tomografi (BT) çekilmelidir. Tümör tanısında bu tetkikler genellikle yeterli bilgi sağlamakla birlikte, daha ileri bilgi edinmek ve tedavinin planlanması amacı ile fonksiyonel MR (fMR), MR-Angiografi, önemli lif demetlerinin görüntülenebilmesi amacı ile traktografi (DTI) ve/veya selektif beyin anjiyografisi yapılması gerekebilir. Anılan tetkikler genellikle tümörün niteliği ve davranışı hakkında tama yakın bilgi sağlar, bununla birlikte bazı durumlarda önceden biyopsi alınması gerekebilir.

Tümörün kesin tanısı tümör dokusunun histolojik incelenmesi ile konulur. Son yıllarda standart yöntemlerle yapılan incelemelere ilave olarak kullanılmaya başlanan immünhistokimyasal paneller ve genetik analizler tümörün hücre tipini ve muhtemel biyolojik davranışını belirlemede çok etkili olmakta ve ideal tedavi şemasınının seçiminde önemli rol oynamaktadır.

Tümör tedavisinde temel amaç ‘hastanın yaşam kalitesinden ödün vermeden tümörü yok etmek veya en azından hastalıksız sağkalım süresini olabildiğince uzatmak’ dır. Beyin tümörlerinin tedavisinde ilk ve en önemli seçenek lezyonun cerrahi olarak çıkarılmasıdır. Cerrahi tedavide belirleyici olan faktörler tümörün tipi, yerleşim yeri, hastanın yaşı, genel durumu ve hastada operasyon kararını etkileyebilecek ek sistemik problemlerin olup olmamasıdır. İyi huylu tümörlerin tam ya da tama yakın çıkarılması ile ek tedaviye gerek duyulmadan uzun ve sağlıklı bir yaşam elde edilebilir. Malign tümörlerde cerrahi tedaviye ek olarak hastaya radyoterapi ve kemoterapi verilmesi gerekir ve bu yöntemler hastalığın tekrarlama olasılığını azaltarak sağlıklı yaşam süresini uzatır. Son zamanlarda stereotaksik hedefleme sistemleri ile donatılan radyoterapi cihazları bir yandan olası yan etkileri azaltırken tedavinin etkinliğini önemli ölçüde arttırabilmektedir. Beyin tümörlerinin yerleşimleri nedeni ile hastada tedavi öncesi ve sonrasında fonksiyon kaybı gelişebilir ve bu durumda fizik tedavi ve rehabilitasyon programının uygulanması gerekebilir. Beyin tümörü olan bir hastada beyin tümörlerinin tedavisi sırasında ve sonrasında hastaya psikolojik danışma ve yardım sağlanması giderek önem kazanmaktadır.

Primer beyin tümörleri beynin parankiminde, beyin sapı ve beyincikte (serebellum), beyni çevreleyen zarlarda (meninksler), periferik sinir kılıfında yer alan hücrelerden gelişebilir. Yine vücudun başka bir yerinde gelişen tümörler kan veya komşuluk yolu ile beyin, beyin sapı ve beyinciğe giderek burada büyüyebilir ve bu tümörler metastatik tümörler olarak isimlendirilir. Beyin tümörleri klinikte Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından köken aldığı doku/hücre grubu dikkate alınarak sınıflandırılır. WHO sınıflandırılmasında beyin tümörleri çok sayıda alt gruplar içeren dokuz ana başlık altında toplanır. Görülme sıklığı dikkate alındığında pratikte karşılaşılan en sık tümörler ve temel özellikleri aşağıda çok kısa olarak verilmiştir.

Metastatik beyin tümörleri

Genel olarak bakıldığında en sık karşılaşılan tümör grubudur. Erişkinlerde beyin metastazları en sık akciğer (%40-44), meme (%10), böbrek (10), gastrointestinal sistem (%6) ve cilt (malign melanom) tümörlerinden gelişir. Çocuklarda nöroblastom, rabdomyosarkom ve Wilm’s tümörleri en sık metastaz yapan neoplazmlardır. Metastatik tümörlerin öncelikli tedavisi cerrahi rezeksiyondur. Sonrasında radyoterapi ve primer tümöre yönelik kemoterapi (metastaz yapan bir tümörün kontrol altında olmadığı düşünülerek) verilmesi gerekebilir.

Glial Tümörler

Dünya Sağlık Örgütü sınıflamasında nöroepitelyal tümörler başlığı altında yeralan ve astrosit, oligodendrosit gibi destek hücrelerinden köken alan tümörler için kullanılan bir terimdir. Astrosit ve oligodendrositlerden kaynaklanan astrositomlar ve oligodendrogliomlar histolojik özellikleri dikkate alınarak evre II-IV arasında derecelendirilir. Pratikte evre III tümörler anaplastik, evre IV tümörler ise glioblastom olarak da isimlendirilebilir. Değişik alt grupları olan bu tümörlerde genel tedavi yaklaşımı olabildiğinde geniş cerrahi çıkarım ve evre III-IV olanlarda sonrasında radyoterapi ve kemoterapi verilmesi şeklindedir.

Meningiom’lar

Beyni çevreleyen zarlarda (meninks) yer alan özelleşmiş bazı hücrelerden köken alan iyi huylu (benign) tümörlerdir. Aslında beynin dışında yer alır ve büyüdükçe komşu beyin dokusuna ve sinirlere bası yaparlar. Histolojik özelliklerine göre (WHO tarafından) evre I – II (Atipik) – III (Anaplastik) olarak sınıflandırılırlar. Olguların yaklaşık %80 den fazlası evre I tümörler olup tedavide altın standart cerrahi rezeksiyondur ve sonrasında ek tedavi gerekmez. Anaplastik özellik gösteren bazı meningiomlarda cerrahi sonrası radyoterapi gerekebilir.

Hipofiz adenomları

Hipofiz bezi beynin tabanında ve orta hatta ver alan, beyne stalk denilen bir sap ile bağlanarak hipotalamus tarafından kontrol edilen, ağrılığı 1 gr dan küçük endokrin bir organdır. Ön lobunda Prolaktin (PRL), Büyüme hormonu (GH), Kortikotropin (ACTH), Tiroid stimülan hormon (TSH), Gonadotropin (FSH, LH) gibi hormonları salgılayan özelleşmiş hücreler ve destek hücreleri bulunur. Bu hücrelerden köken alan ve adenom denilen tümörler histolojik ve klinik olarak benign yani iyi huylu lezyonlardır. Bununla birlikte aşırı hormon salınımına veya komşu yapılara basıya neden olarak klinik bulgu oluşturabilirler. Bu adenomların bir kısmı hormonal yönden aktivite göstermez ve bu nedenle hipofiz bezinin kendisine ve yakın komşulukta yer alan görme sinirine (optik sinir ve kiazma) bası oluşturarak bulgu verirler. Bunun sonucunda hastalarda görme alanında daralma ve bazı hormonların salınımında yetersizlik ortaya çıkabilir. PRL salgılayan tümörler (prolaktinoma) kadınlarda menstural siklusda gecikme (amenore), göğüslerden süt gelmesi (galaktore), cinsel istekde (libido) azalma ve yetersizliğe (impotans) neden olurlar. Yine büyük boyutlara ulaşırsa optik sinire bası yaparak görme kaybına neden olabilirler. Milimetrik olanların tedavisinde Parlodel, Dostinex gibi dopa-agonist ilaçlar (sadece doktor önerisiyle ve yakın takip altında olmak koşuluyla) kullanılabilir. Daha büyük prolaktinomalarda öncelikle seçilecek tedavi cerrahi rezeksiyon olmalıdır. ACTH salgılayan adenomlar (kortikotropinoma) böbreküstü bezinden kontrolsüz ve aşırı kortizol yapımına neden olarak Cushing sendromuna neden olurlar. Bu hastalarda fazla kortizol salınımına bağlı kilo artışı, tipik yüz görünümü, kontrolsüz hipertansiyon ve diyabet gelişir. Tedavisi cerrahi olarak tümörün çıkarılmasıdır. Büyüme hormonu salgılayan hücrelerden gelişen adenomlar akromegali denilen el, ayak, yüz ve çene kemiklerinde aşırı büyüme ile seyreder ve özellikle kalp ve karaciğerde kontrolsüz büyüme ve yağlanma nedeni ile kalp yetmezliği, diabet ve hipertansiyona neden olurlar. Bağ dokularındaki aşırı kalınlaşma nedeni ile periferik sinirlerin sıkışması (tuzak nöropatileri) yine solunum yolunun daralması görülebilir. Tedavide ilk seçenek tümörün cerrahi olarak çıkarılmasıdır. Somatostatin analoğu bazı ilaçlar yüksek olan hormon seviyesini düşürmeye ve tümörde kısmi küçülmeye yardımcı olabilir.